BİLDİKLERİMİZİ SANDIKLARIMIZ


   Zor bir çağda yaşıyoruz. Doğrunun yanlışla yer değiştirdiği ve hangisinin ne olduğunun önemini yitirdiği bir çağda. Hani derler ya gitmek isteyeni hiç bir kilit tutamaz diye. Aynı o hesap doğruyu nasıl kabullendirebiliriz ki. Peki biz kime hangi doğruyu anlatıyoruz. Yanlış kime göre neyin yanlışı. Son günlerde gündemimizi mesken tutan bir konu beni çok üzüyor doğrusu. Çocuk istismarı! Daha fazlasını demeye dilim varmıyor, kalem yazmıyor. Nasıl bir zihniyet küçücük bir bebekten zevk alabilir ki. O kadar masum bir cana nasıl kıyabilir ki. Zümrüt apartmanı isimli bir kitap duyuyorum şu sıralar. Kitabın içeriğine dair ki bu tamamen bir bebekten zevk alan sapığı anlatıyor bir yazı gördüm mide bulandırıcıydı. Bunu yazana hapis kafi mi peki. Bu zihniyeti taşıyan bir insan nefes almayı hak ediyor mu? 

    Etrafımda hep şunu duyuyorum idam edilsinler, idam gelsin. İdam onlar için bir kurtuluş olmaz mıydı? Şeriatı iran gibi arabistan gibi uygulayan, komunizmi sovyet rusya gibi uygulayan kelimeyi canın istediği gibi şekillendiren bir varlıktır insanoğlu. Bizim doğrularımız onların aptalca bulduğu şeyler. Dilerdim ki ben kötüler fikirlerini hiç söylemesin iyilerin fikirlerini karakterleriyle analiz etmesinler. Ama bu mümkün mü hayır o zaman da özgürlük yok derlerdi. Zaten ne yaparsak yapalım bir şeyler derler. Diyorsunuz ki ne alaka şu alaka arkadaşlar şu; vatan haininlerine, tecavüzcülere, bebek sapıklarına idam hiç bir şey yapamaz. Bu ülke idamı kaldırabilecek bir ülke değil. Bende isterdim işkence görsünler, hadım edilsinler, ihanet ettikleri ülkelerinden sürülsünler ve öldürülsünler ama bu başka ülkelere fırsat vermekten başka ne olurdu ki. Türkiye net çizgisi olan bir ülke değilki bir çok fikrin harmanlandığı büyük bir nüfusa kendi doğrunu kabullendiremezsin. Orta yolu bulmak ülkeyi yönetmektir. Ve Allah’ın adaletini beklemekten başka çare olmadığını tek çarenin hapis olduğunu gösterir.